Gülmüyordu, alev yeşili gözleri vardı. Evet alev yeşili, böyle kan çanağına dönmüş gözlerinin ortasında dünyaya açılan keskin yeşil gözleri vardı. Hani böyle kahveyle ela arasında kalmış renk değiştiren cinsten değil yemmmyeşil. Ateş ediyor denen cinsten.
Keyiflendiğinde gülerken önce bi kendini arkaya atar sonra göbeğini hoplata hoplata kıs kıs gülerdi. Bana bakışı başkaydı biraz mahçup fazla merhamet dolu ama ben hiçbir zaman uzun süre bakamazdım o gözlere... Alıp götürürdü beni yaşanmışlıklarına pişmanlıklarına büyük savaşlara mücadelelere götürürdü. Hiçbir zaman cesaret edemedim o gözlerle yolculuklara çıkmaya. O... O çok cesurdu kimseden korkmazdı Allah'tan başka. Beni kaybetmekten korkardı ama hemde çok korkardı.
Beni bir başkasına anlatırken yakalamıştım onu; "Onunla ilk karşılaşmamız..." diye başlıyordu. "Çok şaşkındım hemen uzaklaştım oradan kabullenemedim bir an. Sonra ellerimde çiçeklerle döndüm. Onu kucağıma aldım usulca ve yüzüne baktım. Bu karşılaşmayı üç kez yaşamıştım ama bu başkaydı. Ona karşı hissettikleriö diğer üçünden ayrıydı. Onu korumak istedim tüm kötülüklerden böyle içimde güvenli bir yerlerde saklamak istedim. Kimse bulmasın bulmasın da üzmesin. Bir damla gözyaşına dünyaları verebilirdim. Dünya bir yana O bir yana." Sonra farketti beni. Biraz utandı... Bunları bana hiç söylememişti çünkü. Sonra bir gece aradı beni içmişti biraz belliydi "Bak..." dedi. "O gün dediklerimi hatırlıyor musun? Sana bir şey olsa yakarım bu dünyayı. Bak ben burdayım tamam mı dünya yansa iki elim kanda olsa bir telefon kadar yakınım sana. Gelirim nerede olsam gelirim."
Onun beni sahiplenişi, bana olan sonsuz sevgisi ve hepsinden önce karşılıksız olması anlatılmaz bir duyguydu. Ki ben O'na çok çektirmiştim. Çok kez terketmiştim O'nu arkadaşları yolda önümü keserdi. "Çok acı çekiyor. Seni çok özlüyor. Ne var yani bir kere görmeye gitsen." Hiç duymaz yoluma devam ederdim ederdim de içimde deli fırtınalar kopardı. Bende O'nu özlüyordum çünkü. Ama gururum, gururuma söz geçiremiyordum. Neyseki zamanla aramız yine düzeldi. Yine keyifli muhabbetler ediyor beraber yemek yapıyorduk. Bir de ne vardı? Ben dükkana girince işi gücü bırakır yalnız bana bakardı benimle ilgilenirdi...
Bizim masalımız nasıl bitecekti.
Birgün beni yine yemek yapmaya davet etti. Haftasonuna randevulaştık. Çok güzel yemek yapardı. Eli sihirli gibiydi sadece benim için değil kim yemeğini yese saatlerce konuşurdu. Bambaşka bir adamdı.
O hafta içinde fenalaşmış dükkanda kan kusmuş şekilde bulmuşlar duyunca deliye döndüm. Hastaneye koştum. Yoğun bakıma almışlardı. O'nu ilk hastanede görüşüm değildi ama O'nu ilk baygın görüşümdü. Uyuyor zannettim önce vücudu istemsiz şekilde ara ara hareket ediyordu. Elini alnına koydum terlemişti. Seslendim. Tepki yok. Doktor geldi sonra "uyanmaz." Dedi. "Uyansa da bitkisel hayattan öteye geçemez." Acımasız bu doktorun karşısında söylecek söz yoktu. Sussun istedim. Ama susmadı devam etti. O duyacak diye korktum. Çünkü O hiçbir yenilgiyi kabul etmezdi. Öylede oldu. 2 gün sonra gözlerini açmış ve konuşmuş. Doktorlara küfür etmiş. Odaya alacaklarmış. Nasıl sevindim. Doktor O'nu tanımıyordu çünkü. Onun bu hayatta neler yaşadığını nasıl güçlü olduğunu nelere meydan okuduğunu bilmiyordu.
Ertesi sabah randevulaştığımız gün cumartesi uyandım. Ama bir tuhaftım saçma sapan rüyalar görmüştüm. Salona geçtim. Annem perişan. "Bir şey mi oldu?" dedim. Sustu. Geldi yanıma "o..." Dedi. "Kalbi durmuş ve bir daha atmamış." Öldü diyemedi. O bile yakıştıramadı bu kelimeyi O'na. Yıkılmıştım, uyanamamış olsaydım, rüya olsaydı... Değildi işte. Biri şaka yapsa böyle şaka da olmazdı.
Çok geçmeden gerçek olduğunu anladım. Yola koyulduk. Cenaze namazı kılındığında bir tek şey hatırlıyordum. "Anne bir şey yap gitmesin. Ona çok ihtiyacım var." Annem sustu. Herkes sustu. Bense göğsüm delinircesine ağlıyordum.
Sonra mezarlığa gittik. Çok kalabalık olduğunu hatırlıyorum. Annemin kolunda zor yürüyordum kendimde değildim. Ağlamaktan yorulmuştum. Karşıma bir adam dikildi. Arkadaşıymış. " seni çok seviyordu. Hep seni anlatırdı. Onun için bir tek sen vardın." dedi. Bir kere daha öldüm. Onunla yaşayamadığım yanına gitmediğim ve O'na tavır aldığım an'lar için bir kere daha öldüm.
Herkes gitti. Mezarının başına gittim. Onun orada yattığına inanamıyordum. Boşlukla konuşuyordum. İnsan inanamıyor hemen öyle. Bir yerlerde gelecek sanıyor yine. Annem kolumdan sürükleye sürükleye götürdü. Anneme döndüm dedim ki "canı acımış mıdır?"
Eve geldik. Kur an'lar okunuyor Onun ruhuna...
Bir süre sonra dükkanına gittim. Ahhhhhh! O kapıdan girdiğim an ki koku! Öldüm! Yine ve yeniden! O kokuyu alıp nerelerde saklasam diye düşündüm. Üstüme sinse hiç gitmese...
Eşyalarını karıştırdım. Fotoğraflarımızı buldum. O karmakarışık dükkanda yastığının altında nasıl özenle saklamıştı.
Beni çok sevmişti. Hak etmyeceğim kadar çok. Bense O'nu ne kadar sevdiğimi kaybettikten sonra anlamıştım.
Gülmüyordu... Alev yeşili gözleri vardı ve O adam benim Babamdı.
Masalımız evet masalımız yarım kaldı...
Bababm kokulu bir adamla evlendim. Belki ileride babam kokulu bu adamdan bi kızımız olursa masalımız o zaman mutlu sona erer babacığım.
Seni seviyorum.
Keyiflendiğinde gülerken önce bi kendini arkaya atar sonra göbeğini hoplata hoplata kıs kıs gülerdi. Bana bakışı başkaydı biraz mahçup fazla merhamet dolu ama ben hiçbir zaman uzun süre bakamazdım o gözlere... Alıp götürürdü beni yaşanmışlıklarına pişmanlıklarına büyük savaşlara mücadelelere götürürdü. Hiçbir zaman cesaret edemedim o gözlerle yolculuklara çıkmaya. O... O çok cesurdu kimseden korkmazdı Allah'tan başka. Beni kaybetmekten korkardı ama hemde çok korkardı.
Beni bir başkasına anlatırken yakalamıştım onu; "Onunla ilk karşılaşmamız..." diye başlıyordu. "Çok şaşkındım hemen uzaklaştım oradan kabullenemedim bir an. Sonra ellerimde çiçeklerle döndüm. Onu kucağıma aldım usulca ve yüzüne baktım. Bu karşılaşmayı üç kez yaşamıştım ama bu başkaydı. Ona karşı hissettikleriö diğer üçünden ayrıydı. Onu korumak istedim tüm kötülüklerden böyle içimde güvenli bir yerlerde saklamak istedim. Kimse bulmasın bulmasın da üzmesin. Bir damla gözyaşına dünyaları verebilirdim. Dünya bir yana O bir yana." Sonra farketti beni. Biraz utandı... Bunları bana hiç söylememişti çünkü. Sonra bir gece aradı beni içmişti biraz belliydi "Bak..." dedi. "O gün dediklerimi hatırlıyor musun? Sana bir şey olsa yakarım bu dünyayı. Bak ben burdayım tamam mı dünya yansa iki elim kanda olsa bir telefon kadar yakınım sana. Gelirim nerede olsam gelirim."
Onun beni sahiplenişi, bana olan sonsuz sevgisi ve hepsinden önce karşılıksız olması anlatılmaz bir duyguydu. Ki ben O'na çok çektirmiştim. Çok kez terketmiştim O'nu arkadaşları yolda önümü keserdi. "Çok acı çekiyor. Seni çok özlüyor. Ne var yani bir kere görmeye gitsen." Hiç duymaz yoluma devam ederdim ederdim de içimde deli fırtınalar kopardı. Bende O'nu özlüyordum çünkü. Ama gururum, gururuma söz geçiremiyordum. Neyseki zamanla aramız yine düzeldi. Yine keyifli muhabbetler ediyor beraber yemek yapıyorduk. Bir de ne vardı? Ben dükkana girince işi gücü bırakır yalnız bana bakardı benimle ilgilenirdi...
Bizim masalımız nasıl bitecekti.
Birgün beni yine yemek yapmaya davet etti. Haftasonuna randevulaştık. Çok güzel yemek yapardı. Eli sihirli gibiydi sadece benim için değil kim yemeğini yese saatlerce konuşurdu. Bambaşka bir adamdı.
O hafta içinde fenalaşmış dükkanda kan kusmuş şekilde bulmuşlar duyunca deliye döndüm. Hastaneye koştum. Yoğun bakıma almışlardı. O'nu ilk hastanede görüşüm değildi ama O'nu ilk baygın görüşümdü. Uyuyor zannettim önce vücudu istemsiz şekilde ara ara hareket ediyordu. Elini alnına koydum terlemişti. Seslendim. Tepki yok. Doktor geldi sonra "uyanmaz." Dedi. "Uyansa da bitkisel hayattan öteye geçemez." Acımasız bu doktorun karşısında söylecek söz yoktu. Sussun istedim. Ama susmadı devam etti. O duyacak diye korktum. Çünkü O hiçbir yenilgiyi kabul etmezdi. Öylede oldu. 2 gün sonra gözlerini açmış ve konuşmuş. Doktorlara küfür etmiş. Odaya alacaklarmış. Nasıl sevindim. Doktor O'nu tanımıyordu çünkü. Onun bu hayatta neler yaşadığını nasıl güçlü olduğunu nelere meydan okuduğunu bilmiyordu.
Ertesi sabah randevulaştığımız gün cumartesi uyandım. Ama bir tuhaftım saçma sapan rüyalar görmüştüm. Salona geçtim. Annem perişan. "Bir şey mi oldu?" dedim. Sustu. Geldi yanıma "o..." Dedi. "Kalbi durmuş ve bir daha atmamış." Öldü diyemedi. O bile yakıştıramadı bu kelimeyi O'na. Yıkılmıştım, uyanamamış olsaydım, rüya olsaydı... Değildi işte. Biri şaka yapsa böyle şaka da olmazdı.
Çok geçmeden gerçek olduğunu anladım. Yola koyulduk. Cenaze namazı kılındığında bir tek şey hatırlıyordum. "Anne bir şey yap gitmesin. Ona çok ihtiyacım var." Annem sustu. Herkes sustu. Bense göğsüm delinircesine ağlıyordum.
Sonra mezarlığa gittik. Çok kalabalık olduğunu hatırlıyorum. Annemin kolunda zor yürüyordum kendimde değildim. Ağlamaktan yorulmuştum. Karşıma bir adam dikildi. Arkadaşıymış. " seni çok seviyordu. Hep seni anlatırdı. Onun için bir tek sen vardın." dedi. Bir kere daha öldüm. Onunla yaşayamadığım yanına gitmediğim ve O'na tavır aldığım an'lar için bir kere daha öldüm.
Herkes gitti. Mezarının başına gittim. Onun orada yattığına inanamıyordum. Boşlukla konuşuyordum. İnsan inanamıyor hemen öyle. Bir yerlerde gelecek sanıyor yine. Annem kolumdan sürükleye sürükleye götürdü. Anneme döndüm dedim ki "canı acımış mıdır?"
Eve geldik. Kur an'lar okunuyor Onun ruhuna...
Bir süre sonra dükkanına gittim. Ahhhhhh! O kapıdan girdiğim an ki koku! Öldüm! Yine ve yeniden! O kokuyu alıp nerelerde saklasam diye düşündüm. Üstüme sinse hiç gitmese...
Eşyalarını karıştırdım. Fotoğraflarımızı buldum. O karmakarışık dükkanda yastığının altında nasıl özenle saklamıştı.
Beni çok sevmişti. Hak etmyeceğim kadar çok. Bense O'nu ne kadar sevdiğimi kaybettikten sonra anlamıştım.
Gülmüyordu... Alev yeşili gözleri vardı ve O adam benim Babamdı.
Masalımız evet masalımız yarım kaldı...
Bababm kokulu bir adamla evlendim. Belki ileride babam kokulu bu adamdan bi kızımız olursa masalımız o zaman mutlu sona erer babacığım.
Seni seviyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder